Slovakya’daki Volkswagen grevinin önemi

Ulrich Rippert
4 Temmuz 2017

Slovakya'nın başkenti Bratislava’daki Volkswagen (VW) fabrikasında çalışan otomotiv işçileri, bu haftanın başında işbaşı yaptılar. Fabrikadaki 12.300 işçinin 8.000’i, üretimi durdurmuş ve altı gün grev yapmıştı.

“Modern odborov Volkswagen” sendikası, yönetim ile yapılan ücret anlaşmasını büyük bir başarı olarak selamladı. Sendika, yüzde 13,5’lik ücret artışının, grevcilerin başlangıçtaki yüzde 16'lık zam talebi göz önünde tutulduğunda, [şirketten koparılmış] önemli bir taviz olduğunu iddia ediyor.

Ne var ki bu doğru değil. Daha yakından incelendiğinde, sendikanın, VW yönetiminin Nisan ayında yapmış olduğu tekliften biraz daha yüksek bir anlaşmayı kabul ettiği görülüyor. Şirket, o zaman, 350 avroluk bir tek seferlik ödemenin yanı sıra, yüzde 4,5; gelecek yıl için de yüzde 4,2’lik bir ücret artışı teklif etmişti.

Şirket yönetimi, geçtiğimiz Pazar günü, 1 Haziran 2017’den itibaren yüzde 4,7, Ocak 2018’den itibaren yüzde 4,7 ve Kasım 2018’den itibaren yüzde 4,1’lik bir ücret artışını kabul etti. Bu, 1. ücret grubu için ayda 32 avroluk ve 6. ücret grubu için ayda 48 avroluk bir artış anlamına geliyor. Şirket, buna ek olarak, bu tür ödemelerde daima olduğu gibi kayda değer bir vergi kesintisine tabi olacak 500 avroluk bir tek seferlik ödeme yapmayı kabul etti.

Ücret artışının toplamının yüzde 13,5 (yüzde 4,7 + yüzde 4,7 + yüzde 4,1 = yüzde 13,5) olduğu iddiası, sonradan medya tarafından da yinelenen, alışıldık sendikal laf salatasıdır. Gerçek şu ki, her bir ücret artışı ayrı bir yılı kapsıyor ve bu, fiili ücret sözleşmesinin yüzde 5 civarında olduğu anlamına geliyor.

Çoğu işçi, bundan çok daha fazlasını umuyordu ve Facebook’ta çok sayıda eleştirel yorum söz konusu. İşçiler sendika görüşme komisyonunu teslimiyetle suçluyor ve grevin, tam da diğer tesislerdeki üretim üzerinde önemli bir etkide bulunduğu anda, berbat bir uzlaşma ile bitirildiğinden şikayet ediyorlar. Bazı işçiler, bizim uğruna grev yaptığımız şey bu değildi, diye yazdı; diğerleri, anlaşmayı kabul etmeleri için hangi sendika bürokratlarına para yedirildiğini sordu. Kimileri, açıkça, “Oyuna getirildik” diye yazıyordu.

Şirket yönetimi, Pazar günkü basın toplantısında, söz konusu anlaşmaya bir grev olmaksızın da varılabileceğini vurguladı. VW CEO’su Ralf Sacht, uzun toplu sözleşme süresinin (Ağustos 2019’un sonuna kadar, fabrika tarihindeki en uzun süreli sözleşme) şirket için önemli olduğunu belirtti ve “Bu bize, önümüzdeki iki yılı ve ötesini planlama güvencesi veriyor” diye ekledi. Almanya’da da olduğu gibi, sözde “iş barışı” yükümlülüğü, işçilerin toplu sözleşme süresi boyunca grev yapamayacakları anlamına geliyor.

Bununla birlikte, grevin önemi, sadece nihai anlaşmanın sınırlı doğası temelinde değerlendirilmemelidir. Bu, şirket 1991’de Slovakya’ya girdiğinden beri Volkswagen’de ve kapitalizmin restore edilmesinden bu yana bu Doğu Avrupa ülkesindeki büyük bir otomotiv fabrikasında gerçekleşen ilk grevdi. Bu grev, Doğu Avrupa’daki işçi sınıfının artan radikalleşmesini göstermekte ve sınıf mücadelesinde yeni bir evreye işaret etmektedir.

Büyük otomotiv şirketlerinin ve diğer çokuluslu şirketlerin en fazla kar elde etmek için düşük ücretlerden yararlanabildiği günler sona yaklaşıyor. Bölge genelindeki fabrikalarda, astronomik karlar ile en düşük düzeyde ücretler arasındaki uçurum konusunda, artan bir öfke söz konusu.

Bu en az ücret artışı, yükselen toplumsal eşitsizliği engellemek adına hiçbir şey yapmayacaktır. İşçiler, önceden olduğu gibi, ağır vardiyalarda çalışmalarına rağmen, uygun barınma koşullarını güçlükle karşılayabiliyor ve günlük faturalarını zar zor ödeyebiliyorlar. VW fabrikasının varoşlarında bulunduğu Bratislava, ortalamanın üstündeki kiralar ve geçim masrafları nedeniyle, Avrupa’daki en pahalı kentlerden biridir.

Toplu sözleşme, sürekli daha fazla çalışma talepleri, kısa molalar, sürekli denetim ve grup çalışmasına eşlik eden psikolojik baskılar ile karakterize edilen çalışma koşullarını hiçbir şekilde değiştirmiyor. Bir grevci işçi, geçtiğimiz hafta, Dünya Sosyalist Web Sitesi’ne (WSWS), “Üretim hattında robotlar gibi çalışıyoruz” demişti. Şirket yönetimi, ücret anlaşmasının ortalamanın üstündeki zaman dilimini sömürüyü daha da arttırmak için kullanacak.

Başka bir ifadeyle, yeni ve daha da büyük sınıf mücadelelerinin eli kulağında ve onlara hazırlanmak önem taşıyor. Bu, önceki anlaşmazlıklara ilişkin acımasız bir değerlendirmeyi gerektirmektedir. Grev ve geçtiğimiz haftaki görüşmeler, sınırlı, ulusalcı anlayışların ve sendikaların toplumsal ortaklık yaklaşımının bütünüyle iflas ettiğini doğrulamıştır.

“Modern odborov Volkswagen” sendikası, Almanya’daki IG Metall sendikasına ve şirket yönetimine sıkıca bağlı olan yozlaşmış OZ KOVO sendikasına yönelik artan direnişin ardından, geçtiğimiz sonbaharda kuruldu. “Modern odborov Volkswagen”, militan görüntüsüne rağmen, aynı ulusalcı anlayışı savunmaktadır. Sendikanın yeni başkanı Zoroslav Smolensky’nin OZ KOVO’nun uzun süreli bir üyesi olması rastlantı değildir.

Volkswagen grevi, VW'in alt kuruluşu Skoda’daki işçilerin Slovakya’daki meslektaşlarından bile daha az kazandığı komşu Çek Cumhuriyeti’de hatırı sayılır destek buldu. Buna rağmen, grevin önderliği, Çek işçilerini, grevi aktif biçimde desteklemeye çağırmadı. Doğu Avrupa’nın diğer ülkelerindeki ve Almanya’daki işçiler de iş anlaşmazlığı hakkında bilgilendirilmedi ve kendilerinden destek istenmedi. Avrupalı otomotiv işçileri arasında önder rol oynayan IG Metall’in Slovak grev komitesinden de hiçbir eleştiri yoktu. O, grev konusunda sessiz kaldı ve her türlü dayanışmayı reddetti.

Smolensky’nin grev önderliği, şirket yönetimine, grevi bir uzlaşma ile mümkün olduğu kadar çabuk sona erdirmeye hazır olduğunu belirten sinyaller gönderdi. Sendika önderliği eylemin genişlemesini istemiyordu. Bu, Bratislava’daki bir Dünya Sosyalist Web Sitesi okuru, WSWS’nin grevi destekleme çağrısını çevirip dağıtmayı önerdiğinde açıkça görüldü. Grev önderliği bu öneriyi kesinlikle reddetti.

Grevden çıkarılacak başlıca sonuç, ulusalcı ve kapitalizm yanlısı toplumsal ortaklık perspektifinden kopmanın ve işçi sınıfının, uluslararası sosyalist bir programa dayalı daha kapsamlı bir siyasi seferberliğine hazırlanmanın gerekliliğidir.

Yaklaşık 30 yıl önce, Stalinist rejimlerin çöküşü bir “kadife devrim” olarak kutlanmış; ardından Sovyetler Birliği’nde ve Doğu Avrupa’da kapitalist sömürünün geri getirilmesi, özgürlüğün ve demokrasini zaferi olarak göklere çıkarılmıştı.

Bugün, çeyrek yüzyıl sonra, kapitalist restorasyonun gerçek karakteri apaçık ortadadır. İşçilerin ücretlerine ve sosyal kazanımlarına yönelik saldırı Doğu Avrupa ile sınırlı kalmıyor, dünya çapında gerçekleşiyor. Nüfusun ezici çoğunluğunun yaşam standartları düşerken, toplumun tepesindeki küçük bir zümre devasa bir servet biriktiriyor. Oxfam’ın raporuna göre, şu anda dünyadaki en zengin 8 milyarder, dünya nüfusunun en yoksul yarısı, yani 3,6 milyar insanınki ile aynı servete sahip!

ABD her zaman kapitalist refahın parıldayan örneği olarak övülmüştür. Bugün, zenginler ile yoksullar arasındaki uçurum, daha önce hiç olmadığı kadar büyüktür. Başkan Donald Trump, dünyayı savaşla tehdit eden bir milyarderler, generaller ve aşırı sağcılar hükümetine başkanlık ediyor. Kapitalist Avrupa Birliği, eski “barış” ve “adalet” sözlerini yerine getirmek şöyle dursun, milliyetçilik, toplumsal karşı-devrim, polis devleti önlemleri ve militarizm için bir üreme alanı haline gelmiş durumda.

Bu gelişmelerin arkasında, kapitalist sistemin çözümsüz krizi yatmaktadır. Kapitalizmin üzerine kurulu olduğu üretim araçlarının özel mülkiyeti ve ulus-devlet, küresel ekonominin dayandığı uluslararası işbölümü ve ticaret ile bağdaşmamaktadır. Kapitalistler, sistemlerinin krizine, 100 yıl önce olduğu gibi, işçi sınıfına yönelik saldırılar, diktatörlük ve savaş ile tepki veriyorlar.

Bu koşullar altında, ücretleri ve çalışma koşullarını iyileştirme uğruna herhangi bir mücadele, kapitalizme karşı bir siyasi perspektif, yani sosyalist bir program ve uluslararası bir strateji gerektirmektedir. Sendikalardan bağımsız şekilde örgütlenmek, bu siyasi konuları tartışmak ve bu perspektif uğruna mücadele eden Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi ve WSWS ile bağlantı kurmak gerekiyor.